En son konular
» Merhaba tekrar :)
Ptsi Haz. 08, 2015 9:23 pm tarafından PaperDragon

» Gaziantep'ten selamlar
Ptsi Haz. 08, 2015 8:52 pm tarafından PaperDragon

» Caput Algol sabit yıldızı
Ptsi Mayıs 18, 2015 11:25 am tarafından Uranus

»  Nazım Hikmet
Ptsi Mayıs 18, 2015 4:57 am tarafından Uranus

» Progres Asc
Ptsi Mayıs 18, 2015 4:56 am tarafından Uranus

» Stelyum
Ptsi Mayıs 18, 2015 4:55 am tarafından Uranus

» ben geldimm
Ptsi Mayıs 18, 2015 4:52 am tarafından Uranus

» SES ??
Ptsi Mayıs 18, 2015 4:51 am tarafından Uranus

» KARŞILIKLI AĞIRLAMA (MUTUAL RECEPTİON)
C.tesi Ara. 20, 2014 10:35 pm tarafından sinan1399

Anket

Bucunuz Hangisi

9% 9% [ 402 ]
8% 8% [ 376 ]
8% 8% [ 370 ]
9% 9% [ 439 ]
9% 9% [ 410 ]
8% 8% [ 391 ]
9% 9% [ 409 ]
9% 9% [ 414 ]
7% 7% [ 347 ]
7% 7% [ 318 ]
9% 9% [ 415 ]
9% 9% [ 427 ]

Toplam Oylar : 4718

Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

Aralık 2018
PtsiSalıÇarş.Perş.CumaC.tesiPaz
     12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930
31      

Takvim Takvim

.
.

Ashab-ı Kehf

Aşağa gitmek

Ashab-ı Kehf

Mesaj tarafından ali Bir C.tesi Tem. 03, 2010 4:42 pm

Ashab-ı Kehf








Kuran-ı Kerim,
insanın mana bedeninin açığa çıkmış hali olması itibarı ile Sure ve
Ayetlerinde insanın zahiri ve batıni hakikatlerini ortaya koymakda ve
insanın hakikatini kendisine açıklamaktadır. İnsanın ise dünya
üzerinde, bu kaynağa dayanarak yapması gereken vazifesi ise, nefsini,
ruhunu, bedenini ve iradesini Allah’a teslim etmek ve tüm bu aslı mana olan bedenlerin titreşim frekansını öncelikle Rabb’inin
bilinç titreşimine yükseltmek son olarak da daha ileri geçirebilenler
için bu yüksek frekanslı dalga boyundan, düşüncesizlik hali olan düz
bir çizgiye, yani Mutlak Yokluk‘a ulaşabilmektir.
İnsan bedenine irade koymak sureti ile sahip çıkmalı ve kendisinin
sadece organik beden olmadığını, aksine aslı itibarı ile bu bedeni ve
bu bedende meydana gelen tüm elektro-kimyasal tepkimeleri kontrol eden
bir bilinç olduğunu farketmelidir. Yani tabiat ile mücadeleyi hiç bir
zaman ihmal etmemelidir. Ancak ne var ki doğumdan itibaren kendini
organik beden olarak kabul etmiş ve nefsini-bilincini bu şekilde
şartlandırmış bir zat için sadece beden hakimiyetini tesis etmesi,
bilincinin yükselmesi ve iç sema katlarında ilerleyip hakikatını
farkedebilmesi için yeterli değildir. Eğer siz bir insana sadece “Sen bu organik bedenden ibaret değilsin. Bunu anlaman için ilk şart bedenine hakimiyet kurmandır.
der ve bu eski nefs tanımı yerine yenisini ve doğru olan nefs tanımının
ne olduğunu kavramsal olarak koyamazsanız, kişi boşlukta kalacak ve
neyi niçin yaptığını bilemeyecek ve en önemlisi de bilinci kendi
orjinal hali ile ilgili bilgi edinemeyecektir.
İnsan, kendi hakikati olduğunu zannettiği şey ile mücadelesini
sürdürmeyi bırakmaz iken aslında daha da fazla Allah’ı tanımaya ve
edindiği ilim doğrultusunda ameller işleyerek bu bilincin ne şekilde
zahire hakim olduğunu deneyimleme noktasına kuvvetle yönelmek
zorundadır. İşte bu noktada Kur’an-ı Kerim’deki manaların iç yüzleri ve
Hz. Peygamber efendimizin sözlerinin özellikle batıni manalarının
üzerine eğilmemiz bizim için tek sağlam yükseliş zemini olacaktır.
İnsandaki zahir ve batıni bağlantının işleyişine eğilmemiz, bize
aldığımız bir bilginin Allah’ın kudret eli olarak nasıl açığa
çıktığının işaretlerini verecek ve zaman içerisinde düşünce ile eylem
yapma boyutundan, eylemin bizim düşüncemiz haline geldiği, yani büyük
zihnin (Akl-ı küll) işleyişi içinde Cüzzi aklın eridiği, düşünmeden
yapma durumu bizim hayatımızı saracaktır. Bu ise varılan noktada aklın
ve iradenin mutlak yokluğa ulaşmasından başka birşey değildir. Bu
Aklın, tam karşılığı Akl-ı Lübb dür.(Akl-ı Selim)
Bu aklın ve varlık bedeninin yokluk haline geçip tek’te erimesi için
öncelikle bilincin dört element (ataş, hava, su, toprak) içerisinde
kendine çekilmiş olan setti eritmesi ve açığa çıkması, sonra ise bu
açığa çıkan bilinç Nurunun insanın ruh ve organik beden titreşimini
etki altına alması ve Ruhun bedende kendini tutan setten kurtulup adeta
yeni bir doğuşla tek benlik altında zahiren ve batınen yaşayacağı
realiteye geçmesi gerekmektedir.
Bu noktada aklı tutan ve bilincin bedende elektro-manyetik olarak yönlendirmesi ile bedeni sürekli şifreleyen yapı ve element BAKIR
dır. Bu element, bedende aklın yarattığı bilinç nurunu sınırlandırdığı
ve ona bir set çektiği gibi aynı zamanda da beynin ve bedenin tüm
enerji iletiminde rol oynamaktadır. Belki de bu elementin en en ilginç
rolü ise, insan vucüdundaki DNA
yapısını sürekli olarak şifrelemekte oynadığı önemli roldür. Bakır
bizim organik bedenimizden başlayan bir şekilde bilincimizin işleyisini
ve enerji akımlarını sağlamaktadır.
İkinci olarak karşınıza çıkan nokta ise organik (madde) bedenin
işleyisini sağlayan ve kanımıza kırmızı rengin verilmesinde rol oynayan
DEMİR
elementidir. Demir sayesinde, sinir sitemimizin bakır (enzimler)
aracılığı ile beyinden organlara ilettiği elektro-manyetik alana sahip
sinyaller, kanda bulunan demiri etkilemekte ve biz organlarımızı
hareket ettirebilmekteyiz. Eğer bedenimizde ısı olmaz ise, vucudumuzun
hiç bir yerini hareket ettiremiyeceğimiz açıktır. İşte vucut ısımızı da
kanda bulunan demir meydana getirmektedir.(Ateş elementi)
Bakırın vücutta fazla miktarda açığa çıkması, eriyik halde
bulunması, özellikle beyin üzerinde etki ettiği ve insanlarda ağır
depresif hallere yol açtığı bilinen bilimsel bir gerçektir. Bunun
nedeni insanda fazlaca meydana gelen düşünce eyleminin vucuda yüksek
bir enerjiyi çekmesi, bunun ise bakırı eriyik hale getirmesidir. Eğer
bakır erimesi halinde demir devreye girip dengeyi sağlayamaz ise, büyük
bir enerji bedene çekilmeye başlayacaktır. Bunun kaçınılmaz sonu ise,
Kuvvetli Cinni etki ve kişinin bedeninin bu enerjiyi ve bilinci
kaldıramıyor olma sonucudur.(“Kıtr” Erimiş bakır demektir. Ancak en ilginç olan yanı ise, aynı zamanda İblis anlamına gelmesidir.)
Yukarıdaki bilgiler ışığında ulaştığımız nokta; Bilincimiz ve
Ruh-organik bedenlerimizin üzerini kaplayan ve onlara bir set oluşturan
elementlerin “BAKIR” ve “DEMİR” olduğu hakikatidir.
Allahu Teala herşeyi bir amaç doğrultusunda ve denge içerisinde
yaratmıştır. İnsan için de, bilincin ve bilincin oluşturduğu Ruh’un ve
organik bedenin yaşadığı boyutta “O”nun istediği şartlar doğrultusunda serbestlikler ve engeller vasıtası ile bir sistem, “ol”emri doğrultusunda Mele-i Ala tarafından var edilmiştir ve “O”nun isteği ile tüm varlık alemi ayakta tutulmaktadır.
İnsanlık tarihine (geçmiş nesillere) bakınca görülür ki, Allah
isterse bu engellerini bazı istediği kulları için kaldırmış ve bir çok
hakikatini onlar vasıtası ile sergilemiş ve kullarını sisteminden
haberdar etmiştir. Ancak unutulmamalıdır ki, engellerin kaldırılması
her kul için iyi sonuç vermiyecektir. Onlar için ise, kaldırılmış olan
engellerin yarattığı yüksek enerjinin ezici gücü “O” nun Rahmetinin göstergesi olarak özellikle engellenmiş, bu sayede de insanlar azap halinden alıkonulmuşlardır.
Şimdi müsadenizle bu anlatılanlarla hangi noktaya ulaşılmaya çalışıldığını izah etmeye başlayalım;
Ashab-ı Kehf hikayesini tüm inanışlarda farklı şekillerde
görebiliriz. Mağara uyurları veya yedi uyurlar olarak bilinen zatların
hakikatinin anlatıldığı bu sure Kur’an-ı Kerim’in 18. suresidir.
İçerisinde büyük bir kısmına değinmeye çalışacağımız bir çok hakikati
barındırmaktadır. Farklı rivayetlere göre sayıları bilinmeyen ancak
bizzati Kur’an-ı Kerim’de yedi kişi olup zalim bir hükümdarın zulmüne
direnen İman sahibi olan bu zatlar bir mağarada veya yer altında Allahu
Teala tarafından üçyüzdokuz sene uyuduktan sonra uyandırılmış ve “O” nun kudret ve hakimiyetinin delillerinden biri olmuşlardır.
Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi Kur’an bir çok hakikati o
zamanın ve anlayışın verdiği izin nisbetinde belirli bir hikmet
doğrultusunda misaller ve hikayeler aracılığı ile anlatmaktadır. Her
surenin de bir zahiri bir de batıni yönü muhakkat mevcuttur. İki yönüde
değerlidir. Ancak sistemde bilinç yönü ile farkedilemeyen hiç bir mana
kişinin yaşamında zahiren hakimiyet tesis etmemektedir. Bu yönü ile
batıni manaya hakim olmak önceliklidir. Bu sebep ile surenin batıni
manasına eğilirsek karşımıza şu hakikat çıkmaktadır;
Ashab-ı Kehf cümlesinde geçen “As” kelimesinin manası “Değirmen”dir. Geriye kalan “Hab” kelimesinin manası ise uyumak, uykuda olmak manalarına gelmektedir. ”Kehf
kelimesi ise mağara veya yeraltı anlamına gelmektedir. Bu manaları
birleştirerek cümleyi okuyacak olursak bize neyin anlatılmak istendiği
ile karşılaşmış oluruz.
Bu cümlenin manası “Yeraltında-mağarada uyuyan değirmenler”dir.
Bu ne anlama gelmektedir. Yer-mağara, bildiğiniz gibi Arz olup bizim
bedenimizdir. Değirmenlerden maksat ise; ana olarak yedi adet olan,
vucudumuza gömülü ancak dışarıya adeta borozan gibi açılarak çıkan ve
sürekli dönmekte olan, yazılı kaynaklarda ise “Çakra
(Bu kelime Tekerlek manasına gelmektedir.) adı verilen ve yedi kat
semanın Allah tarafından vücudumuza odaklanması ile oluşturulmuş olduğu
enerji merkezlerimizdir.
“Yoksa sen Ashab-ı Kehf ve Rakim’ın, ayetlerimizden şaşılacak bir olay olduklarını mı sandın? ”
Ayete dikkat edilecek olunursa mağarada uyuyan gençlerle beraber “Rakım” isminde olduğu anlaşılan bir de köpek onlarla beraber uyumaktadır. Bir çok islami litaratürde bu köpeğin ismi ise “Kıtmir
olarak geçmektedir. Surenin hakikatini tam olarak kavramak için mağara
dışında uyuduğu belirtilen bu köpeğin bize anlatmak istediği manayı
anlamamız önemlidir. ”Rakım” yazılı deri veya levha anlamına gelmektedir. ”Kıtmir”inde buna benzer bir anlamı vardır. ”Kıt” örtü manasında “Mir” ise baş manasına gelmektedir. ”Kıtmir” hurmanın içindeki, çekirdek ile etli kısmı arasında bu ikisini ayıran ince zara verilen isimdir. İbrahim Hakkı hazretlerinin “Marifetname” isimli eserinde belirttiği gibi hurma bitkilerin en tekamül etmiş halidir.
Sure içerisinde aslında bu yedi uyurun çift bir kimlikte oldukları da üzeri kapalı bir şekilde vurgulanmaktadır.
“Sonra da onları uyandırdık ki, iki zümreden hangisinin bekledikleri gayeyi daha iyi hesap etmiş olduğunu bilelim.”
İnsan vücuduna karşıdan bakıldığında orta sağ ve sol kanallar olmak
üzere aşağıdan yukarıya enerjinin ilerlediği ana üç kanal vardır.
Bunlardan orta kanal aydınlanma kanalı dediğimiz omurgadır. Bu aynı
zamanda “Asa” olarak irfani dilde zikredilmiştir. (Çift yılanın sarıldığı asa simgesi, uykuda olan insanın omurgası üzerine iki enerjiyi dengeleyerek kıyam etmesinin simgesidir.)
İşte uyuyan bu yedi enerji merkezine karşılık gelen insandaki kendi
sema katlarında bulunan kendi hakikatinin yansımaları olan zatların,
artı ve eksi mana kutuplarına vurgu yapılmakdır.
Daha sonra Surede bu zatlara Allah’ın imanları neticesinde hidayet etmesi, yani kişinin hidayet nurunu alması sonucunda “Kıyam” halinin oluşması ve yedi zatın, bir de mağara dışındaki köpeklerinin uyanması hadisesi nakledilmektedir.
“Biz sana onların kıssalarını doğru olarak naklediyoruz: Hakikaten bunlar, Rablerine iman eden birkaç genç yiğitti; Biz de hidayetlerini artırdık.”
”Ve kalplerini pekiştirdik. O vakit ayağa kalkıp
dediler ki: “Bizim Rabbimiz göklerin ve yerin Rabbidir; kesinlikle
O’ndan başka hiç bir tanrıya tapmayız; yoksa gerçekten saçma sapan
konuşmuş oluruz.”

Bu ayetler Kıyam halinin oluştuğu bir kişinin, kendi gök katlarındaki her bir zatın uyandığı ve bu sayede Zat nurunun (Hakikat Güneşi) yedi enerji seviyesinde ışımaya başladığı bir halin anlatımıdır. Burada daha önce yazmış olduğumuz “Nur Deryasında erimek” isimli yazımızda da bahsettiğimiz bir hakikatin önemine vurgu yapan bir ayet karşımıza çıkmaktadır. Bu hakikat ise kişinin “Rahman” isminin yanın da “Rahim
ismininde aynı zamanda açığa çıkması gerektiği ve bunu yapmanın yolunun
ise, açığa çıkacak Zati Nurun haddini bilir bir şekilde bedene geri
çekilip alanı boşaltması gerekliliğidir. (Yani kudret kullanımından
kaçınmanın ve aklın düşünce yolu ile olaylara müdahalesinin kesilmesi)
Bu yapılmaz ise kişinin aleminin başına yıkılacağı ve Rahmetten pay
alamayacağını yazımızda vurgulamıştık. İşte bu hakikat ayette açık bir
şekilde ifade edilmektedir.
“(İçlerinden biri demişte ki) : Mademki, onlardan ve Allah’tan başka taptıklarından uzaklaşmayı tercih ettiniz, o halde mağaraya çekilin ki, sizin için Rabbiniz rahmetini yaysın ve size işinizden bir kolaylık hazırlasın.”
Güneşi görüyorsun ya, doğduğu vakit mağaralarından sağ tarafa meyleder, battığı vakit de onları sol tarafa makaslar.
Onlar mağaranın geniş bir yerindedir. İşte bu Allah’ın
mucizelerindendir. Allah kime hidayet ederse, işte o hidayete ermiştir;
kimi de saptırırsa artık ona doğru yolu gösterecek bir yardımcı
bulamazsın.”

Ayrıca bu ayette kıyamın simgesi olan çift enerji kutbunun birbirini
kesecek şekilde sararak yukarı yükselen şekline bir göndermenin olduğu
görülmektedir. Güneş doğduğunda yani kişi kıyam ettiğinde nurun sağa
meylettiği batarkende-geri çelirken de sola sarmal hareketi ile makaslayarak meylettiği vurgulanmaktadır.
“Bir de onları uyanık sanırdın, halbu ki, uykudadırlar ve
Biz onları sağa sola çevirirdik; köpekleri de giriş kısmında iki kolunu
uzatmıştı. Onları görseydin mutlaka onlardan kaçar ve elbette için
dehşet ile dolardı.”

Bu ayet okunduğunda Peygamber efendimizin (s.a.v) şu bilinen hadisi şerifi ile tıpa tıp aynı olduğu görülecektir.
İnsanlar uykudadırlar. Ancak ölünce uyanırlar.
Burada uyanan yedi uyurların, mağara dışında duran iki kolunu
uzatmış yatan köpeklerine vurgu yapılmaktadır. Burada köpek sadakat ve
vefa simgesidir. Daha da önemlisi iki kolu, yani iki enerji sarmalı
uzanmış, ayağa kalkmış halde bulunan hidayete ermiş kişinin Nefsi dir. ”Biz onları sağa sola çevirdik
ten maksat birbirine sarılarak yukarı çıkan iki enerji sarmalıdır.
Kişide kıyam hali oluşunca alttan üste doğru yedi enerji noktasında
ayağa kalkan iki zıt enerji sarmalı hızlı bir şekilde kişinin vucudunda
yükselir. Bu kuvvetli bir radroaktif güç ile Zati nurun hakimiyet
kurması ve perde kalkması sonucunu doğuracaktır. Bu noktada kişinin
zihinsel faliyetlerinin açığa çıktığı korteks, yani beyin zarı üzerine
bu yedi enerjinin birleşimi ile açığa çıkan Kozmik bilinç, enerji yollu
olarak hakimiyetini tesis eder. Kişi bu yedi Zata, yani enerji semasına
tam bir teslimiyet göstermesi gerek bir durumla karşılaşır. Kişinin
Akıl nuru ile açığa çıkan sekizinci zati hakikati bedenin dışında Başın
tepe noktasında yer almaktadır. İnsanın özü akıl cevheridir. Bu
cevherin sınırı ve titreşim ile işlemesinin bedendeki maddi yansıması
ise korteks-beyin zarı dır. Yani mağara dışındaki köpek “Rakım” (beyin zarı)-Nefis-Kulluğunu tam farketmiş olan “Ben” dir. ”Onları görseydiniz”den maksat ise bu hakikati yaşasaydınızdır.
Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Allah Alîm’dir, Hakîm’dir. (İnsan/30)
Böylelikle insanın cüzzi aklı ve iradesi zat nuru altında erimiş
olarak tam teslimiyet halinde yeni bir yaşama geçmiş olacaktır. Bu
nedenle kişi hiç bir şeyi yapabilme kudretinin elinde olmadığını artık
anlamalıdır.
“Hiçbir şey hakkında da: “Ben bunu yarın muhakkak yaparım deme”
”Allah’ın dilemesine bağlamaksızın. Unuttuğun zamanda
Allah’ı an ve şöyle de: “Umarım ki, Rabbim beni bundan daha yakın bir
zamanda dosdoğru bir başarıya eriştire!”

Surenin bundan sonraki bölümünde bağı olan iki kişi misal verilerek
ancak Allah’ın iradesi ile dilemesi sonucu her varoluşun
olabileceğinin bilincine varmış bir zat ile bununun farkında olmayan
diğeri üzerinden konu tam olarak ortaya konmaktadır. Kıyametin
kopuşu-Yedi uyurların uyanmasından sonra insanların Rab’leri
tarafından hesaba çekilmelerinin kaçınılmaz olduğu, 43-59. Ayetler
arasında anlatılmaktadır. Bu ayetten sonra Hz. Musa ve Hz. Hızır’ın iki
denizin birleştiği yerdeki (İstanbul) karşılaşması misal verilerek,
Bilinç ölümü ile kıyam eden bir zatın makamı Hz. Hızır misal verilerek
anlatılmakta ve cüzzi aklın tam teslimiyetin tesis edilmesi ile Külli
akla rücu etmesi olmaksızın bu yeni bilinç halinin kavranamayacağı,
bunun da teslimiyetin en yüksek şekli olduğu vurgulanmaktadır. Burada
ki akıl Akl-ı Selim-yani “Ulul-elbab” denilen, cüzzi aklın devre dışı kaldığı bir akıl halidir. Bunu ise ancak ehli bilir.
Musa ona: “Sana öğretilen ilimden bana da öğretmen şartıyla sana tabi olabilir miyim” dedi.
O: “Doğrusu sen benimle beraber olmaya sabredemezsin. Hafsalanın almadığı şeye nasıl sabredeceksin!” dedi.
Musa: “İnşallah beni sabırlı bulacaksın ve senin hiçbir işine karşı gelmem.” dedi.
O: “0 halde eğer bana uyacaksan, bana hiçbir şey hakkında soru sorma, ta ki ben sana ondan söz açıncaya kadar.”
Surenin bundan sonraki kısmında ise, suredeki kanımca en derin
hakikat karşımıza çıkar. Kişinin kendi hakikati yönünde kıyam etmesi Zulkarneyn kıssası ile daha da açılmaktadır. Zulkarneyn “Çift boynuz sahibi
demektir. Bunun manası çift kutuplu enerjinin sesini çıkartabilmesi,
yani kıyam etmiş olmasıdır. Kıyam ses ile gelir. Bu yolla Rabbi ona bir
hükümranlık vermiştir.(Velayet Sırrı)
“Biz onun (Zulkarneyn) için yeryüzünde bir iktidar hazırladık ve ona ulaşmak istediği şeyden bir sebep verdik.”
Yukarıda ifade ettiğim gibi kişinin kıyam haline gelmesi neticesinde hakikat güneşi doğmaktadır. Ancak tüm hakikati Ayn-el yakin
olarak gören kişinin alemi ise dağılmakta ve ışıyan zat nuru Allah’ın
Celal isminin bir yansıması olarak tecelli etmektedir. Bu tecelliyinin
Cemal hale dönmesinin tek yonu bu iki artı ve eksi enerji yapının
sarmal olarak açığa çıkışının sınırlandırılması ve setlenmesidir.
Artı enerji atomik yapı merkezde bulunan Ruh enerjisidir. Eksi kutup
ise elektrona karşılık gelen bedendir. Akıl cevherinin enerji olarak
varettiği Ruh-bilincini bedende, yazımızın başında açıklamış olduğumuz
Bakır” elementi sınırlandırmakta ve setlemektedir. Bu Nurun yükselmesi “Bakır”la bağlantılıdır. Ancak bedeni aşabilmesi ve titreşimini daha da yükseltip zahire ışıyabilmesi ise “Demir” elementi ile bağlantılıdır. Bilinç işleyişini bakır setlerken, enerji bedenin güçle ışımasını ise demir setlemektedir. ”Bakır” göksel enerjiyi yani insanın içsel derinliğindeki arşı sınırlandırırken, “Demir” de dış kabuğu ve mananın yansıdışı dış arşını sınırlandırmaktadır.
“Nihayet güneşin doğduğu yere vardığında, güneşin
kendilerini ondan koruyacak bir siper yapmadığımız bir kavim üzerine
doğmakta olduğunu gördü.”

Merdivenler veya Miraç’lar anlamışa gelen ve kıyametin kopuşunun anlatıldığı “Meariç” suresinde de bu hakikate dikkat çekilmektedir.
O gün, gök erimiş bir maden gibi olur.”(Meariç/Cool
Bu iki elementin eriyerek çok tüketildiği bir kişide denge bozulmuş
olur ve kişi kendini Hakikat güneşinin güçlü etkisi altında koruyamaz
bir hale gelir. ”Sebe” suresinde de Hz. Süleyman’ın hakikati anlatılırken bu gerçek vurgulanmaktadır. ”Seb” kökü ise bildiğiniz gibi “yedi
demektir. Sebe diyarı ise, hakikat güneşi doğan kişinin içinde
bulunacağı şuur diyarıdır. Akıl nurunun açığa çıkması ile Cinne ve her
tür şeye karşı kişi tasarruf gücü elde etmektedir. Bu da zihinsel
faliyetin çok güçlü olması ile bakır elementinin kişide erimeye geçmesi
halini doğurmakda ve böylece Allah’ın “Kadir” ismi kuvveden fiile geçmektedir.
Süleyman’ın
emrine de, sabah esişi bir ay, akşam esişi de bir ay(lık yol) olan
rüzgarı verdik. Erimiş bakırı ona sel gibi akıttık. Cinlerden de
Rabbinin izniyle onun önünde çalışanlar vardı. İçlerinden kim bizim
emrimizden çıkarsa ona alevli ateş azabını tattırırız.
”(Sebe/12)

Demirle ilgili olarak da zahiren kendisine hükümranlık verilen Hz.
Davud için Demirin kontrolü, yani kuvvetli zat nurunu dengeleyip idare
edecek şekilde demir kullanılabilme sırrı verilmiştir. Demir ona
gerekli dengeyi de sağlayacak şekilde yumşatılmıştır. Kur’an-ı Kerim’de
açıkca Allah’ın Halifesi olarak ilk zikredilen Peygamber Hz. Davud’tur.
Andolsun,
Davud’a tarafımızdan bir lütuf verdik. “Ey dağlar! Kuşların eşliğinde
onunla birlikte tespih edin” dedik ve “(Bütün vücudu örtecek) zırhlar
yap, işçilikte de ölçüyü tuttur diye demiri ona yumuşattık. “Salih amel
işleyin. Çünkü ben sizin yaptıklarınızı görürüm” diye vahyettik.

Kur’an-ı Kerim’de isimleri zikredilen “Ye’cüc” ve “Me’cüc
kavimleri insanda yer alan ve kuyruk sokumunda(Arz’ın altında) uyur
halde bulunan ikili enerji yapıdır. Bu çok kudretli enerji yapı,
uyanan insanda tüm şartlanma, bağlandığı mal, eş, çocuk gibi
sahiplendiği her şeyi ve zan benliğini insanın varoluşu içinde yakmak
sureti ile temizleyecek bir yapıya sahiptir. Kişi bu Celal’i etki ile
arındırılacaktır.
“Nihayet iki set arasına vardığı zaman, önlerinde neredeyse hiç söz anlamayan bir kavim buldu.”
”Onlar: “Ey Zulkarneyn, haberin olsun, Ye’cuc ve Me’cuc bu
yerde fesat çıkarıyorlar; bu yüzden onlarla bizim aramızda bir set
yapman şartıyla sana bir vergi ödesek olur mu dediler.”

Burada sözü geçen set açıkladığımız yapıda kişinin artı ve eksi
enerji yapısını sınırlayarak Tek benlik orijinli olan Nefs ateşinin
yaşamını yakmaması için Allah’ın Hz. Adem’in hakikatinde var ettiği
yapıdır. Hz.Adem bu yapıyı, seti yıkarak yasak olanı yapmış ve
Cennetten ayağı kaymıştır. Biz ise hakikatten kopmuş olduğumuz için
aynı noktaya dönebilmek uğruna bu seti tamamen yıkmaya uğraşmakta ve bu
yolla tekrar Cennete ulaşmaya çalışmaktayız.
“Bana demir kütleleri getirin. İki ucu denkleştirdiği vakit:
“Körükleyin!” dedi. Demiri bir ateş haline getirince: “Getirin bana
üzerine erimiş bakır dökeyim!” dedi.

Artık ne onu aşabildiler, ne de delebildiler.
Zulkaneyn: ” Bu, Rabbimin bir rahmetidir. Rabbimin va’dettiği an gelince, onu dümdüz edecektir. Rabbimin va’di de haktır.
Ve o gün Biz onları, birbirlerinin içinde dalgalanır bir
durumda bırakıvermişizdir Sura da üfürülmüştür, artık hepsini toplamış
da toplamışızdır.

Ve o gün cehennemi kafirlere öyle bir gösteriş göstermişizdir ki…
Onlar ki, gözleri, Beni hatırlatan ayetlerin karşısında bir örtü içindeydi, işitmeye de tahammül edemiyorlardı.
Yoksa o kafirler, Beni bırakıp da kullarımı kendilerine dost
edineceklerini mi sandılar? Biz cehennemi o kafirlere bir konukluk
hazırladık.”

Kıyametin kopması ile bu setler eriyecek ve ateş açığa çıkacaktır. Kişiyi kendi nefsi yani hakikat güneşi hesaba çekecektir. Kehf suresinin ayet sayısı da boşuna 110 değildir. Bu sayı ebced ilminde Hz.Ali r.a. sayısal değerine karşılık gelmektedir.
Sevgi ve Saygılarımla…

Şakir Yıldız
avatar
ali
Astro Özel Üye
Astro Özel Üye

Erkek
Koç Yılan
Mesaj Sayısı : 518
Yaş : 53
Nerden : tr
Kayıt tarihi : 31/03/10

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz